RENTIP İHSANİYE TIP MERKEZİ, BURSA

RENTIP İHSANİYE TIP MERKEZİ, BURSA

 


       İHSANİYE TIP MERKEZİ
  RENTIP İHSANİYE TIP MERKEZİ, BURSA
 
RENTIP İHSANİYE TIP MERKEZİ, BURSA RENTIP İHSANİYE TIP MERKEZİ, BURSA
 
 
Ana Sayfa GASTROENTEROLOJİ
 
 
GASTROENTEROLOJİ
     
 
ÜLSER HASTALIĞI
 
Halk arasında en çok bilinen ve çok kişinin yakalandığı mide hastalığı ülserdir. Aslında ülser hastalığı, daha sık olarak midenin devamı olan ince barsak kısmı yani on iki parmak barsağında ( duodenum) olmasına rağmen her iki yerdeki ülsere de genel olarak ülser hastalığı denir.

Ülser; mide ve barsağın iç yüzünü kaplayan ince duvarın yaralanarak açılmasına verilen haldir. Kadife kadar yumuşak olan, ağzımızın içini kaplayan bu dokuya mukoza denir.

Çeşitli etkenler bu hastalığı meydana getirebilirse de en önemli faktör bulaşıcı bir mikrop olan "Helikobakter Pilori" nin ağızdan alınmasıdır. Yeni keşfedilmiş olan bu mikrop asite dayanıklı yapısı ile midenin kuvvetli asiti içinde yaşamını ve üremesini sürdürür. İlk alındığında midede şiddetli bir iltihap yapar, buna gastrit adı verilir.

Gastritli hastada mide ağrıları, yanmalar, gaz, geğirme, ağız kokusu gibi şikâyetler olur. Bu durum yıllarca sürebilir. Kişinin direncine bağlı olarak ya ülser çabuk ortaya çıkar veya uzun süre sonra daha şiddetli ağrılarla, hatta kanama ile hastayı doktora gitmeye zorlar.

Ülserde artık midenin içini kaplayan duvar bozulmuş olup zımba ile delinmiş gibi içi çukur ve kanamaya hazır veya kanayan bir görünüm vardır. Hasta tedavi edilmediği takdirde tehlikeli kanamalar ortaya çıkabilir ve daha ileri giderse mide duvarı delinerek hastanın hayatı tehlikeye girebilir.

Mide ve duodenum ülserinde hastanın başlıca şikayetleri; midede yanma hissi, yemeklerle oluşan ağrılar, iştahsızlık, paslı dil, sinirlilik hali, hazımsızlık, mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Şiddetli ağrılar nedeniyle hasta gece uyuyamaz. Ağrı karın bölğesinde olur bazen ilerlemiş ülserlerde sırta da vurabilir.

Bu bahsettiğimiz mikroptan başka ; fazla içki, sigara, stresli hayat, alınan ağrı ilaçları, asitli, acılı ve zararlı yiyecekler, fazla içilen çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat da gastrite ve ülsere sebep olabilir.

Ülser hastalığının teşhisi zor değildir. Tecrübeli ve bu konuda eğitimli bir hekim hastayı dinleyip muayene ederek ve gerekirse röntgen veya endoskopik muayeneler yaparak hastayı kolayca teşhis eder.

Tedavide; eğer bulunmuşsa öncelikle Helikobakter Pilori mikrobu ortadan kaldırılır. Bunun için uygun antibiyotikler ve bazı mide ilaçları beraber kullanılır.

Son yıllarda bu mikrobun uzun süreler midede taşındığında mide kanserine de sebep olabileceği gerçeği ortaya çıkarılmış ve mikrop uluslar arası tıp literatüründe birinci derecede "kanser yapıcılar" listesine dâhil olmuştur. Bulaşması insanlar arasında yakın ilişkiler, bulaşık kaplar, öpüşme, su veya kirli yiyeceklerle olur. Mide problemi olan herkeste aranması ve tedavi edilmesi gerekir.
SİNDİRİM SİSTEMİNİN SİNİRSEL HASTALIKLARI
 
Sindirim sisteminde ülser kanser gibi organik hastalıklar olduğu kadar onlardan daha sık olarak görülen sinirsel , ruhsal hastalıklar vardır. Yemek borusundan başlayarak makata kadar uzayan bir tüp gibi olan bu sistemde; yemek borusu, mide, ince ve kalın barsaklar bulunur.

Bu organların hem salğı hem hareket durumlarını otomatik sinir sistemi sağlar. Yenilen yemeğin cinsine , sıvı veya katı oluşuna, sıcaklığına, miktarına bağlı olarak bu sistem ayarlamalar yapar. Gece, gündüz, istirahatta hep farklı çalışır. Bunun yanında şahsın ruhsal durumu da mide ve barsakların hem salğı hem hareket sistemini etkiler.

Huzursuz, endişeli, korku içinde, depresyonda veya müzmin bir stres altında olan kişilerin tüm sindirim sistemi bozulur. Mide asit salğılaması artarak midede yanmalar bulantılar, kusmalar yapabilir.

Barsak hareketleri, ruhsal bozukluklara iki şekilde cevap verir. En sık gördüğümüz müzmin kabızlıklardır. Hastalar karında aşırı şişkinlik, kabızlık, hazımsızlık, karında dolaşan ağrılar, bulantı gibi şikâyetlerle çok doktor dolaşırlar. Genellikle birçok tetkik yapılmasına rağmen organik bir bulguya rastlanmadığından, çare bulunmaz bir hastalık gibi telakki edilir. maalesef bazı hekimlerde hastaya bu hastalık geçmez "ömür boyu çekeceksin" gibi onları daha çok depresyona sokacak ifadeler kullanır. Aslında bu doğru değildir.

Hastalığın ikinci formu; devamlı veya aralıklı gelen ishal durumlarıdır. Mikroplara bağlı ishallerden ayrı olarak sadece barsak hareketlerinin artmasına bağlı bu hastalıkta, günde on kereye varan ishaller olabilir, ayrıca karında gaz ve ağrılarda olur. Bu durumdaki hastada hayatından bıkma söz konusu olup, çok fazla doktor dolaşırlar.

Bu hastalık daha çok gelişmiş ülkelerin hastalığı olup insan topluluklarının %20 sinde görülür. En önemli konu; bu hastalığın şikayetlerinin benzerliği nedeniyle ülser ve özelliklede kanserle karışmasıdır. Zira bazı irritabl kolon vakalarında şikayetler o derece şiddetlidir ki hekimi de yanıltabilir. Acil olarak gece şiddetli karın ağrısı kusma gibi bulgularla gelen hastalar nadiren de olsa appendisit tanısı ile ameliyat olabilirler. Hastaların iyi tetkik edilmesi ve gerektiği gibi ruhsal tedavinin de yapılması gereklidir.
KARACİĞER HASTALIKLARI
(SARILIK)
 
Karaciğer vücudumuzun en önemli organlarından biridir. İnsan, kısa bir süre dahi karaciğerin çalışmasının durması halinde yaşayamaz. Binlerce kimyasal reaksiyon, yediğimiz besinlerin düzenlenerek vücuda yararlı hale getirilmesi, bazı maddelerin depo edilmesi, aldığımız zararlı, zehirli maddelerin atılması, hayati önemi olan hormonların yapılması ve daha birçok işlem karaciğerde gerçekleşir. Bu hayati organ oldukça dayanıklı çabuk hastalanmayan, hastalandığını gizli tutan fakat bozulduğu zamanda tedavisi zor bir organdır.

En sık rastlanan hastalığı virüslere bağlı olan hepatitlerdir. Karaciğeri sıklıkla tutan başlıca virüsler A, B ve C virüsleridir ki yaptıkları hepatit kendi adları ile anılır. Bunlardan A hepatiti sularla ve yiyeceklerle yani ağızdan geçen bulaşıcı bir hastalıktır. Genellikle büyük risk taşımaz, çocuklukta birçok insan buna yakalandığını dahi fark etmeden geçirir ve ömür boyu tekrarlamaz.

Tehlikeli hepatitler B ve C hepatitidir. Bu iki virüs insana kandan bulaşır. Kan nakillerinde, cerrahi ameliyatlarda, diş çekimlerinde, yapılan enjeksiyonlarda, pansumanlarda, dövme yaptıranlarda, kulak delmelerinde, manikür, pedikür esnasında, yaralanmalarda, hastalıklı kişi ile cinsel ilişkide, homoseksüel ilişkide bu mikroplarla bulaşma olur.

Mikrop alındıktan 2-6 ay sonra sarılık ortaya çıkabilir veya hasta hiç farkına varmaz. Bu arada sadece hafif bulantı, halsizlik, karında gaz, idrar rengi koyulaşması, iştahsızlık gibi çok özel olmayan belirtiler olabilir.

B ve C hepatitlerinde kronikleşme yani hastalığın ilerleyerek siroza kadar gitmesi olasılığı vardır. C hepatitinde bu olasılık daha fazladır.

Hastalığın ilerlemesi ile yukarıda bahsedilen şikâyetler artar sarılık ortaya çıkar, 6 aydan fazla bu durumun devam etmesi ile kronik (müzmin) hepatit tanısı konur.

Tanısının konması kandan yapılacak karaciğer testleri ve ultrasonografi ile gerçekleşir. Gerekirse karaciğerden özel bir iğne yardımı ile biopsi alınarak hastalığın derecesi ve cinsi anlaşılabilir.

Tanı konduktan sonra hasta tedaviye alınır. Günümüzde bu virüsleri tamamen öldürecek ilaçlar mevcut değildir. Ancak üremeleri durdurulup hastanın siroza kadar gitmesi önlenir. İlaçlar ağızdan ve enjeksiyon şeklinde 6-12 ay kadar kullanılır. Hastanın yıllarca takip edilmesi şartdır.

Hepatit B uygun aşılamayla önlenebilen bir hastalıktır. Bu yüzden ülkemiz de dâhil olmak üzere tüm dünyada bu virüse karşı yoğun bir aşı kampanyası başlatılmıştır. Artık çocukların aşı takvimlerinde hepatit B aşısı rutin olarak yer almaktadır. Başta risk altında olanlar olmak üzere tüm bireyler Hepatit B'ye karşı aşılanmalıdır. Ailedeki fertlerden birinde taşıyıcılık olması durumunda tüm aile bireyleri aşılanmalıdır.

Hepatit B virüsü taşıyan biriyle temas edilmesi durumunda (cinsel ilişki, kan alınması esnasında iğne batması, otomobil kazasında yaralanma, ameliyat ekibinin eline iğne batması, aynı ortamda yakın ilişki içinde bulunmak gibi) aşısız olan kişiye temastan sonraki ilk 48 saat içinde koruyucu Hepatit B immun serumu uygulanır ve aşı başlanır. Maalesef henüz C hepatitine karşı bir aşı geliştirilememiştir.
Kronik hepatitler uzun yıllar sonra siroza veya karaciğer kanserine de yol açabilirler. Bu durum takip eden hekim tarafından dikkatle incelenir ve gerekli önlemler alınır. Hastaların alkolden uzak durmaları son derece önemlidir.

Karaciğer kanserine bu virüslerden başka besinlerdeki küf mantarları, besinlere katılan boyalar, bazı zehirli maddelerde sebep olabilir. Tarım ilaçları ve besinlere renk vermesi için kullanılan boyalara çok dikkat edilmesi gerekir. Ülkemiz gibi meyve , sebzesi bol ve ucuz olan bir ülkede daima doğal ve temiz ürünlerle beslenmeye dikkat edilmelidir.

Karaciğerde ayrıca kist ve apselerde olabilir. Bunlar ultrasonografik yollarla kolayca teşhis edilip tedavi edilirler.
MİDE KANSERİ
 
Mide kanseri, sindirim kanserleri arasında en sık rastlanan bir kanser türüdür. Genellikle orta yaş sonrasında ortaya çıkar; erkeklerde kadınlara göre biraz daha sık görülür. Ülkemizde, Doğu Avrupa, ve Asyada sık; Amerika kıtasında biraz daha seyrek rastlanır. En çok görüldüğü ülke Japonya dır.

Çevresel şartlar, yenilen besinlerin cinsi, içki, sigara, tuz gibi faktörlere bağlı olarak meydana geldiği bilinir fakat 1982 yılında midede yaşayan bir mikrobun keşfedilmesinden sonra bu mikrobun da mide kanseri yapabileceği anlaşılmıştır.

Bu hastalığın başlangıçtaki şikâyetleri basit bir gastrit veya mide ülserinden farklı değildir. Başlıca şikâyet mide ağrısı, yanması, doygunluk hissi, sindirim zorluğu, gaz, geğirme, iştahsızlık,bulantıdır. Hastalık ilerledikçe kilo kaybı başlar, ağrılar artar ve mide ilaçlarına cevap vermez olur. Kanserin mide içindeki yerine göre bulantı,kusmalar ve kanama başlar, ağrı bele ve karının başka bölgelerine de yayılabilir.

Yayılımı oldukça erken başlar ve öncelikle mide etrafındaki lenf düğümlerine ve karaciğere olur. Karaciğer tutulumu tedavi için oldukça güç durumlar ortaya çıkarır.

Teşhisi genellikle geç olur, zira hastalar erken dönemlerde mide şikayetlerini pek ciddiye almaz hekime başvurmaz ve ev ilaçları ile uzun süre vakit geçirirler. Bazı anti asit ilaçlar da hastayı geçici olarak rahatlattığından doktora gitmekte geç kalırlar. Hekime başvurulduktan sonra teşhis çok zor değildir. Tecrübeli bir hekim hastanın ifadesinden ve fizik muayeneden sonra gerekirse röntgen ve endoskopik tetkikler de yaparak tanıyı koyar ve süratle tedaviye girişir.

Teşhiste zor olan henüz başlamakta olan mide kanserini tanımaktır. Helikobakter Pilori isimli mide mikrobunun bulunduğu midelerde ilerde kanser çıkabilecek tipte gastritler ortaya çıkar. Bu tip hastaların teşhisi röntgen tetkikleri ile ortaya çıkarılamaz, çünkü röntgen muayenelerinde mide iç duvarındaki renk değişimi, çok küçük milimetrik değişimler görülemez . Bu tip gastritler, deneyimli gastroenterolog endoskopistler tarafından endoskopik muayene ile tanınır ve mide iç duvarından şüpheli yerlerden alınan biopsilerin incelenmesi sonucunda doğru teşhis yapılır.

Bu şekilde erken yakalanan mide kanserinin tedavisi yüz güldürücüdür . En başarılı tedavi bu tip hastalarda gerçekleşir. Her kanserde olduğu gibi mide kanserinin de tedavisi öncelikle cerrahidir. Hekiminin ameliyat tavsiye ettiği hasta hiç tereddüt etmeden bu fikri kabul etmeli ve ilerde vahim sonuçlara yol açacak durumlara düşmemelidir.

Ameliyatsız, sadece ilaç vererek mide kanserinin tedavisi mümkün değildir. Ancak ameliyattan sonra veya ameliyat ile beraber gerekli kemoterapi veya radyoterapi yapılabilir.

Mide şikâyeti olan ve ilaçlara rağmen geçmeyen herkesin öncelikle bu hastalığı atlamamak için uzman bir hekime danışması hayat kurtarıcıdır.