RENTIP İHSANİYE TIP MERKEZİ, BURSA

RENTIP İHSANİYE TIP MERKEZİ, BURSA

 


       İHSANİYE TIP MERKEZİ
  RENTIP İHSANİYE TIP MERKEZİ, BURSA
 
RENTIP İHSANİYE TIP MERKEZİ, BURSA RENTIP İHSANİYE TIP MERKEZİ, BURSA
 
 
Ana Sayfa KARDİYOLOJİ
 
 
KARDİYOLOJİ
     
 
Kardiyoloji ve Diabetoloji
 
Şeker hastalığı kalıtsal özelliklerinize ve yaşam tarzınıza bağlı olarak, farklı yaşlarda oluşabilen müzmin bir sağlık sorunudur. Çoğunlukla açlık ve tokluktaki kan şeker düzeylerinde oluşan bozukluklar ile tanısı konmaktadır. Kalbimizi, damarları, gözleri, böbrekleri ve sinirleri etkileyerek çeşitli hastalık ve sakatlıkların oluşmasına yol açabilmektedir. Şeker hastalığı olanların yüzde sekseninden fazlası ateroskleroz adını verdiğimiz damar sertliği hastalığına bağlı olarak gelişen çeşitli hastalıklar nedeni ile hayatını kaybetmektedir. Bu sorunların başlıcaları; koroner kalp hastalığı, felçler, periferik damar hastalıkları ve kalp yetmezliğidir. Kalp krizi geçirenlerde yapılan araştırmalar da, krizden sağ kurtulanların en az üçte ikisinde değişik derecelerde şeker bozukluğu olduğunu göstermiştir. Bu bilgilerin zaman içinde giderek artmakta olması Amerikan Şeker Hastalığı Örgütünün (ADA), kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları ve çocuk hastalıkları örgütleri ile ortaklaşa olarak, doktorlara ve ilgili mesleki kurumlara yönelik, tanı ve tedavi kılavuzları yayınlamasını gerektirmiştir. Aynı yöndeki ortak çalışmalar diğer otör kurumlar arasında da yapılmaya başlanmıştır. 2007 yılında, Avrupa Kardiyoloji ve Şeker Hastalıkları Örgütleri (ESC-EASD) ortak kılavuzlarında, bilinen kalp hastalığı veya kalple ilgili yakınması olmayan bütün şeker hastalarının, EKG, EKO ve egzersiz testi ile kardiyolojik incelemelerinin yapılmasının gerekli olduğunu bildirerek, kalp hastalığı tehlikesi altında olanların kardiyolojiye sevk edilmesini önermişlerdir. Bilinen şeker hastalığı olmayan bütün koroner kalp hastalarının da şeker yükleme testi (OGTT) ve HbA1c tetkikleri ile incelenmesinin gerekli olduğunu bildirerek, şeker sorunu olanların tedavilerinin bir an önce başlatılmasını önermişlerdir. Kardiyoloji ve diabetoloji arasındaki bu işbirliği sayesinde aterosklerozun komplikasyonlarının önlenmesinde ve tedavisinde sağlanan başarılar hızla artmıştır. Bu yazı dizisinde şeker hastalarının kalp hastalığından korunması için Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliğindeki otör kuruluşlar tarafından 2009 yılında önerilen tanı ve tedavi hedeflerini sizlere aktaracağım.
Şeker Hastalığı Tipleri
 

Şeker hastalığı 4 ana grupta toplanmaktadır.

  1. 1.tip şeker hastalığında vücudun pankreas yapımı ileri derecede azalır veya ortadan kalkar. Bu tip şeker hastalığına insüline bağımlı diyabet veya juvenil diyabet adları da verilir.
  2. 2.tip şeker hastalığı vücutta yapılan insülinin etkisinin azalmasına bağlı olarak ortaya çıkar. Burada insülin direnci ve insülin salınım bozuklukları ön plandadır. En sık görülen şeker hastalığı tipidir. İnsüline bağımlı olmayan diyabet veya erişkin tipi diyabet olarak ta adlandırılır.
  3. Diğer spesifik tipler:
    a) MODY; genç yaşlarda ortaya çıkan ve insülin kullanımı gereken, genetik defektlere bağlı insülin yapımının azalması ile karakterize bir şeker hastalığı tipidir.
    b) LADA; herhangi bir yaşta hızla gelişen, bağışıklık sistemi bozukluklarına bağlı olarak insülin yapımının bozulduğu, insüline bağlı bir şeker hastalığıdır.
    c) Bunların dışında pankreas adlı organımızın iltihapları ve tümörlerinde, kistik fibrozis hastalığında, doğumsal kızamıkçık hastalığında, CMV enfeksiyonlarında, bazı genetik hastalıklarda (Down sendromu, kleinfelter, Turner, Wolfram, vd), bazı hormonal hastalık ve bozukluklarda (akromegali, Cushing sendromu, feokromasitoma, hipertiroidi, glukagonoma, somatostatinoma, hiperaldesteronizm, vd) şeker hastalığı tablosu ortaya çıkabilir.
    d) İlaçlar da şeker hastalığı tablosunu başlatabilir. Bunların en sık kullanılanları; betablokerler, thiazide'ler, diazoksid, glukokortikoidler (kortizon), pentamidin, vd
  4. Gebelik diyabeti, hamilelerin yüzde 2-3'ünde görülür. Gebelikten sonra yıllarca
    tamamen kaybolabilir. Bebek ve anne için risk artışına yol açar. Bebeğin tosuncuk olmasına yol açabilir.
Şeker Hastalığı Riskiniz
 
Şeker hastalığının başlıca belirtileri; aşırı susama, sık idrar yapmak, bazen grip olmuş gibi halsizlik ve bitkinlik duymak, yemeklerle ilişkili çarpıntılar, hızlı kilo almak veya vermek, geçici görme bozuklukları yaşamak, el veya ayaklarda yanma tarzında his bozuklukları, diş eti rahatsızlıkları, diş eti kanama ve çekilmeleri, diş kayıpları, sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, yara iyileşmesinin yavaş olması, sık tekrarlayan cilt lezyonlarıdır. Bu tip yakınmalarınız veya sorunlarınız varsa şeker hastalığı riskinizin araştırılmasında yarar vardır. Bunun dışında hipertansiyonu olan, trigliserid yüksekliği olan, iyi kolesterolü (HDL) düşük olan, kalp hastalığı olan, katarakt teşhisi konmuş olan, göbekli veya şişman olan, 4 kilodan ağır bebek dünyaya getirmiş olan, yakın akrabalarında şeker hastalığı olan, insanlarda şeker hastalığı riski yüksektir. Bu konuda doktorunuzla konuşarak, vereceğiniz kararlara göre belli aralıklarla kontrollerinizin yapılması, hem şeker hastalığının, hem de kalp hastalıklarının erken tanısında, kontrol altına alınmasında ve tedavisinde son derece yararlıdır.
Şeker Hastalığı ve Beslenme
 
Şeker hastalığı olanların kalp hastalığı ve damar sertliği başta olmak üzere şeker hastalığına bağlı olarak oluşabilecek komplikasyonlardan korunmasında, benimseyecekleri yaşam biçimi çok önemlidir. Şeker hastalarına önerilen sağlıklı yaşam tarzının, şeker hastalığı riski taşıyanlarca benimsenmesi de, hem şeker hastalığının, hem de kalp hastalığının engellenmesini sağlayabilir.

Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapmanın veya bedensel yönden aktif bir yaşam sürmenin kalp hastalıkları ve ölümleri azalttığı uzun zamandan beri bilinmektedir. Tip 2 (erişkin tipi) şeker hastalığı olanlar için yaşam tarzı girişimi geleneksel olarak kilo kaybı üzerine odaklanmaktadır. Fakat günümüzde, tedavinin en önemli odak noktası, kan şekeri kontrolünün iyileştirilmesi ile birlikte, vücut ağırlığının istenen düzeye getirilmesi de dâhil olacak şekilde, kan basıncı ve kan yağları (trigliserid, kolesterol, vd) gibi, koroner kalp hastalığının şeker hastalığı dışındaki tüm risk faktörlerinin de iyileştirilmesi ve kontrol altında tutulmasıdır.

Şişman kişilerde vücut ağırlığının normalleştirilmesi şekerin kontrol altına alınmasında ve kalp hastalığına yol açan tüm etkenlerin iyileştirilmesinde son derece yararlı olmaktadır. Vücut ağırlığının yüzde 7-10 kadarının 1 yıl içinde verilmesi gibi kolayca sağlanabilecek makul bir zayıflama hedefi belirlenmelidir. Kısa zaman dilimleri içinde ideal kiloya inmeye yönelik çabalar sıklıkla başarısız olmakta ve tekrar, fazlası ile verilen kilolar geri alınabilmektedir. Başlangıçta, kilo kaybı sağlanamasa bile aynı ağırlığın sürdürülmesi ve kilo alımının engellenmesi, kilo alımına tercih edilebilir.

Diyette katı ve doymuş yağlardan ve margarinlerden kaçınılmalıdır. Rafine karbonhidratlar denen şeker, beyaz un ve nişastalı gıdalardan kaçınarak, bol miktarda sebze, meyve, tahıl, baklagil ve düşük yağlı süt ürünlerinin alınması önerilmektedir. Böylece yeterli miktarlarda vitamin, mineral, protein ve lif alımı sağlanır. Alkol ve tuz tüketiminin kısıtlanması, yüksek kolesterol içeren gıdalar ve doymuş yağlardan kaçınılması da bu beslenme şeklinde yer alırsa, sadece şeker hastalığının gelişimi değil, aynı zamanda hipertansiyon, şişmanlık ve hiperkolesterolemiyi de önleyecek veya kontrol altına alınmasını kolaylaştıracak bir beslenme tarzı yaratılmış olur.

Diyette balığın yer almasının koroner kalp hastalığı riskinde azalma yarattığı uzun zamandan beri bilinmektedir. Bu nedenle saptanmış hastalığı olanlara, balık yemiyorlarsa, günde 1-2 gram balık yağı kullanmaları önerilmektedir. E vitamini, folik asit, beta karoten ve B vitaminlerinin kullanımının, şimdiye kadar belirgin bir yararı gösterilememiştir. Bu nedenle Amerikan Kalp Derneği (AHA) ve Amerikan Diyabet Derneği (ADA) tarafından E vitamini, B vitaminleri, betakaroten ve diğer antioksidanlar koruyucu olarak önerilmemektedir.

Alkol hem kalorisi nedeni ile şişmanlatıcı etki yapar, hem de kan basıncını arttırabilir. Özellikle trigliserid yüksekliği olanlarda, trigliserid artışını daha da şiddetlendirir. Bu nedenle alkol kullanımından kaçınılması veya olabildiğince kısıtlanması önerilmektedir. Amerikan ve Avrupa Kalp ve Diyabet Derneklerinin 2007 ve2009 yıllarında yayınlanan kılauzlarında yer alan önerilerinde; içki içmek isteyen hastalar için, alkollü içki miktarının kadınlarda en fazla günlük bir kadeh, erkeklerde de 2 kadeh ile sınırlanması tavsiye edilmektedir.
Bedensel Aktivite
 
Düzenli yapılan bedensel aktivitelerin, şişmanlığın önlenmesi ve kan şekerinin istenen düzeylerde tutulmasındaki yararları son derece iyi bilinmektedir. Bu nedenle zayıflamakta olanlar için haftanın her günü egzersiz yapılması önerilmektedir. Bunun dışındakilere ise haftada en az 3 gün ve toplam olarak, haftada 150 dakikayı aşan, orta şiddette aerobik bir egzersiz veya 90 dakika zorlu bir aerobik egzersiz yapılması önerilmektedir.

Orta dereceli aerobik egzersiz türlerinin, en rahat uygulananlarından biri tempolu yürümedir. Bunun dışında dans etmek, yüzmek, bisiklete binmek veya hoşunuza giden ve aklınıza gelen herhangi bir benzer aktiviteyi de yapılabilirsiniz. Günde 30-60 dakikalık tempolu yürümelere ek olarak, asansör kullanılmaması, kısa mesafeler için otomobile binilmemesi, boş vakitlerin bahçe işi veya yürüyerek yapılan geziler gibi işlerle değerlendirilmesi de son derece yararlıdır.

Tempolu yürümeden daha hızlı veya ağır bir bedensel aktivite yapmayı planlayanların doktor kontrolünden geçmesi yararlı bir önlemdir. Özellikle göz, kalp ve nörolojik riskler açısından periyodik kontrolleri yapılmayanların, egzersize başlamadan önce gerekli olan muayenelerini yaptırmaları önerilmektedir.
Tütün ve Şeker Hastalığı
 
Sigaranın ve diğer tütün ürünlerinin zararları uzun zamandan beri biliniyor. Ciddi bir madde bağımlılığı olmasının yanı sıra, kanserden, kısırlığa, sindirim sistemi hastalıklarından, solunum yolları hastalıklarına ve felçlerden, kalp hastalıklarına kadar birçok sağlık sorunun oluşumunda ve ağırlaşmasındaki etkileri, bilimsel olarak ortaya konmuştur. Şeker hastalarında sigara bağımlılığının oluşması ve sürdürülmesi, kalp, beyin, göz, damarlar ve böbreklerde istenmeyen olayların oluşumunu hızlandırmakta ve iyileşmelerini güçleştirmektedir. Diğer yandan, sigaranın bırakılması ile sağlık sorunları azalmakta ve ortalama yaşam süresi artmaktadır. 2005 yılında yayınlanan ve sigarayı bırakanların ortalama 14,5 yıllık takip sonuçlarının açıklandığı bir araştırmada, sigarayı bırakanlarda ölüm oranlarının azaldığı, dolaşım sistemi ve kalp hastalıklarında da dikkate değer bir azalma olduğu gösterilmiştir.

Şeker hastaları sigara bağımlılığına yakalanmışsa, bu bağımlılıktan kurtulmaları için mutlaka eğitilmeli ve gereğinde danışmanlık ve tıbbi yardım alabilmelidirler. Tıpkı diğer uyuşturucularda olduğu gibi, tütün ve ürünleri bağımlılığı olanlar için de, resmi olarak, bağımlılıktan kurtulma tedavi programlarının oluşturulması yararlıdır. Özellikle şeker hastalarında, tütünün kan şekeri üzerine olan doğrudan etkilerinin yanı sıra, bağımlılığın yarattığı psikolojik etkiler de göz önüne alınmalıdır. Hastaların diyetlerini yapmaları, öğün sayılarını atlamamaları ve gereğinde psikolojik destek almaları sigaranın bırakılmasını kolaylaştırabilmektedir.

2007 yılında Amerikan Şeker Hastalıkları Derneği (ADA); doktorlara, şeker hastalarında sigara bağımlılığı varsa, danışmanlık ve bir bıraktırma programının uygulanmasını, gereğinde de nikotin ve bupropion gibi ilaçların bu programlara eklenebileceğini önermiştir.
Şeker Hastalarında Hipertansiyon
 

Hipertansiyonla ilgili bilimsel araştırmalara göre, insan sağlığı açısından en ideal kan basıncı değerleri 115/75mmHg'nın altındaki değerlerdir. Bu değerin üzerine çıkıldıkça kalp hastalığı ve ölüm riski artmaya başlamaktadır.

ABD ile Avrupa Kalp ve Şeker Hastalıkları Derneklerinin 2007 ve 2009 yıllarında yayınlanan kılavuzlarında konuya dikkat çekilerek, daha önce hipertansiyon derneklerinin yaptığı şu uyarıyı tekrarladılar:

"Sistolik (büyük) kan basıncı 115mm Hg'den itibaren her 20mm Hg arttığında veya diyastolik (küçük) kan basıncı 75mmHg' den itibaren her 10mm arttığında, kalp krizi, felç ve ölüm riskleri en az 2 kat artmaktadır"

Yapılan araştırmalar hipertansiyonu olanlarda tedaviyle, küçük kan basıncı değerinin 90mmHg (9cm) dan, 80mmHg (8cm)'in altına indirilmesi ile riskin yarı yarıya azalabileceğini ortaya çıkarmıştır. Aynı şekilde sistolik kan basıncının da 140mmHg'dan, 132mmHg'nın altına indirilmesi ile ölümlerde belirgin bir azalmanın olduğu gösterilmiştir.

Bu bulguların ışığında şeker sorunu olan hipertansiyonluların tedavisindeki ortak öneriler şu şekilde özetlenebilir:

  1. Şeker hastaları, büyük (sistolik) kan basınçları 130mmHg (13cmHg)'nin altında ve küçük (diyastolik) kan basınçları da 80mmHg (8cmHg) nin altında tutulacak şekilde tedavi edilmelidir.
  2. Büyük kan basıncı 130-139 mmHg arasında veya küçük kan basıncı 80-89mmHg arasında olanlarda, oluşmuş bir kalp, göz veya böbrek hastalığı yoksa, en çok 3 ay ilaçsız yaşam tarzı değişimi tedavisi uygulanmalıdır. (Kilonun normalleştirilmesi, bedensel aktivitenin arttırılması, alkol kısıtlaması, taze meyve ve sebzeler ile düşük yağlı süt ürünlerinin kullanılmasını içeren tuz miktarı ayarlanmış şeker diyetinin uygulanması gibi önlemlerin uygulanması önerilmektedir.) Bu çabalardan sonra, kan basıncı hedef değerlere inmiyorsa ilaç tedavisi başlanmalıdır.
  3. Kan basıncı 140/90mmHg'dan yüksek olanlara yaşam tarzı değişiklikleri ile birlikte ilaç tedavisi başlanmalıdır.
  4. Şeker hastalığı olanlarda kan basıncı yüksekliğinin tedavisine öncelikle bir ACE inhibitörü (etken madde isimleri genellikle -pril hecesi ile biten ilaçlar) veya ARB grubundan bir ilaç ( etken madde isimleri genellikle -sartan hecesi ile biten ilaçlar)' la başlanmalıdır. İlk başlanan ilacı tolore edemeyen hastalara diğer gruptan bir ilaç verilmelidir. Gereğinde tedaviye diğer ilaç gruplarından da ikinci veya üçüncü olarak çeşitli ilaçlar tedaviye eklenebilirler. Bunların başlıcaları betablokerler, kalsiyum antagonistleri, tiyazidlerdir.
  5. ACE inhibitörü, ARB veya tiyazid grubundan ilaçlar kullanan hastalarda tedavi başladıktan sonra ilk 3 içinde, belli aralıklarla, kan tahlilleri yapılarak yaşamsal önemi olan kan potasyum düzeyleri ve böbrek fonksiyonlarının kontrol edilmesi gerekir. Buradan elde edilen ölçümler sabitse, daha sonra 6 ayda bir kontroller tekrarlanabilir.
  6. Kan basıncı değerlerinin sağlanmasında çoğunlukla çoklu ilaç tedavisi gerekir.
  7. Yaşlı hastalarda kan basıncının yavaş yavaş düşürülmesi oluşabilecek komplikasyonları azaltır.
  8. Çoklu ilaç tedavisine rağmen kan basıncı istenen düzeylerde tutulamayan hastaların hipertansiyon konusunda uzmanlaşmış bir hekime sevk edilmelidir.
  9. Hipertansiyonlu şeker hastalarında, gerektiğinde, ortostatik kan basıncı kontrolleri ihmal edilmemelidir.
  10. İdrar tahlilinde protein kaçağı olan hastalarda kan basıncı hedefi 125/75 mmHg'nın altındaki değerler olmalıdır (>1g/24 saat proteinüri için).
Şeker Hastalarında Lipid Bozuklukları
 

Kan yağlarındaki bozukluklar (lipid bozuklukları) koroner kalp hastalığının oluşumda rol oynayan en önemli etkenlerden biridir.

Erişkin tipi (tip 2) şeker hastalarında sıklıkla trigliserid yüksekliği gelişir. HDL (hayırlı kolesterol) genellikle azalır. LDL (kötü kolesterol veya bir hastamın taktığı adla lanetli kolesterol) yükselmiş, normal veya sınırda artmış olabilir. Fakat şeker hastalarındaki LDL kolesterolün yapısı sıklıkla şeker hastası olmayanlara göre farklılık gösterir ve daha fazla hasta edici özelliği vardır. Yapılan araştırmalar kan yağları bozukluğu olanların zamanında tedaviye başlaması ile felç, kalp hastalığı ve böbrek yetmezliği risklerinde azalma olduğunu ortaya koymaktadır.

Son 3 yıl içinde ABD ve Avrupanın ilgili derneklerinin (ADA-ACC-AHA-ESC-EASD, 2007-2009 kılavuzlarında) şeker hastalarındaki lipid bozuklukları için doktorlara yaptıkları ortak öneriler şu şekilde özetlenebilir:

  1. Erişkinlerde bilinen bir lipid bozukluğu yoksa, 40 yaş altında 2 yılda bir, 40 yaş üstünde de her yıl en az bir kez kan yağları kontrol edilmelidir.
  2. Bütün şeker hastalarında yaşam tarzı değişimi birinci sırada vurgulanmalıdır. Doymuş yağ ve kolesterol alımı azaltılmalı, fazla kilolar verdirilmeli, diyetteki lif düzeyi ve bedensel hareketlerin arttırılması desteklenmelidir.
  3. Şeker hastalarında kalp hastalığına neden olan yaşlanma ve cinsiyet dışındaki diğer ana risk etkenleri: sigara içimi, hipertansiyon, LDL yüksekliği, HDL düşüklüğü ve ailede (55 yaşından önce hastalanmış erkek veya 65 yaşından önce hastalanmış kadın) kalp hastası yakın akrabaların varlığıdır.
  4. Trigliserid yüksekliği olanlarda Amerikan Şeker Hastalığı Derneğinin (ADA) hedef değerleri trigliseridin 150mg/dL'nin altına indirilmesidir. HDL erkeklerde 40mg/dL'nin üzerinde olmalı, kadınlarda ise 50mg/dL'nin üzerinde olmalıdır.
  5. 40yaşın altındaki, kalp ve damarlarında belirgin bir hastalık bulgusu olmayan, fakat risk incelemelerinde kalp hastalığı riskinin arttığı öngörülen şeker hastalarında, LDL kolesterol yaşam tarzı değişiklikleri ile 100mg/dL'nin altına indirilemiyorsa, başta statinler kullanılmak üzere ilaç tedavisine başlanması düşünülmelidir.
  6. 40 yaşının üzerinde olup, açık bir kalp hastalığı olmayan, fakat en az 1 ana risk etkeni olanlarda LDL kolesterol 100mg/dL den yüksekse, birincil tedavi hedefi LDL'nin 100mg/dL nin altına indirilmesidir. 100mg/dLnin üzerinde olanlara tedavi başlanmalıdır. İlaçlarla LDL kolesterolün yüzde 30-40 azaltılması hedeflenmelidir.
  7. Koroner kalp hastalığı olan şeker hastaları için Avrupa 2007 kılavuzu LDL değerinin 70mg/dL'nin altında tutulmasını önerirken, ABD'de 2009 yılında yayınlanan (ADA-ACCF) kılavuz başlangıç LDL değeri ne kadar düşük olursa olsun statin grubundan bir ilacın derhal başlanmasını önermektedir.
  8. Koroner kalp hastalığı ve ateroskleroz bulgusu olmayan, fakat şeker hastalığı dışında en az bir risk faktörü, örneğin hipertansiyon gibi bir risk faktörü daha olan ve genel olarak yüksek risk grubuna giren diyabetli hastalara, başlangıç LDL değeri 100mg/dL den düşük olsa bile, gerekiyorsa ilaç tedavisinin başlaması geciktirilmemelidir. Hedef LDL kolesterolü 70mg/dL'nin altında tutmak olmalıdır.
  9. Gebe hastalarda statin grubu ilaçların kullanılması sakıncalıdır.
Şeker Hastalarında Aspirin ve Benzeri İlaç Tedavileri
 
Amerikan Kalp ve Şeker Hastalıkları Derneklerinin önerilerine göre, 40 yaşının üzerindeki şeker hastalarının kalp krizinden korunması için 75-162mg arasında günlük aspirin kullanması yararlıdır.

Aspirin alerjisi, kanama yatkınlığı, mide-barsak kanaması geçirenler ve aktif karaciğer hastalığı olanlarda aspirin kullanılması sakıncalı olabilir. Aspirin kullanımının sakıncalı olduğu hastaların diğer antitrombosit ajanları kullanması makul bir alternatif olabilir.

21 yaşın altında aspirinin koruyucu olarak kullanılması önerilmemektedir. Aspirin kullananların kanama yönünden risk artışı ile karşı karşıya oldukları bilinmektedir. Bu nedenle doktorlarca aspirin önerilmedikçe, ezbere ilaç kullanılmaması gerektiğine inanıyorum.
Şeker için bir Tedavi
Hedefi Olan Hba1c
 
Kan şekerinin kontrol altına alınması, kolesterol ile hipertansiyon gibi sorunların tedavisi ve sigara dumanından uzak bir yaşam tarzının benimsenmesi ile diyabete bağlı gelişebilecek sorunların çıkması önlenebilmektedir.

Şeker hastalarının tedavisinin iyi olup olmadığını gösteren başlıca kriterler; HbA1c, kan basıncı, LDL kolesterol, trigliserid, HDL kolesterol, göbek çevresi ve şeker hastalığından etkilenen göz-kalp-böbrek gibi organlardaki hasar değerlendirmeleridir.

Kandaki şeker düzeyinin uzun süreli etkilerinin en anlamlı göstergesi HbA1c değeridir. Bu gün için kabul edilen normal değeri yüzde 5.7'nin altıdır.

HbA1c de her yüzde 1 artış tip şeker hastalarında yüzde 15, tip 2 şeker hastalarında da yüzde 18 kalp hastalığı riski artışına yol açmaktadır. Bu nedenle kalp hastalıklarının önlenmesinde ve tedavisinde HbA1c değerinin takibi ve olabildiğince iyi seviyelerde tutulması gerekir. Kan şekeri değerleri anlık oynamalar gösterirken kanımıza kırmızı rengini veren hemoglobin'in şekerlenmiş hali olan HbA1c değerleri haftalar, aylar içinde değişir. Ciddi ve uzun süreli şeker yükseklikleri, daha sonra düzelseler bile HbA1c üzerindeki etkileri 3 aya kadar devam edebilir. Bu nedenle HbA1c düzeylerinin takibi açlık ve tokluk şekeri değerlerine göre, gelecekte olabilecek sağlık risklerini belirlemede çok daha güvenilirdir. Ayrıca, HbA1c nin, kan şekeri değerleri ile birlikte değerlendirilmesi, hekimlere tedavide uygulayacakları ilaç ve yöntemlerin seçimi ve kontrol zamanlarının belirlenmesinde de yardımcı olan, son derece yararlı bir göstergedir.

2009 yılında Amerikan Şeker Derneği (ADA) şeker hastalarının tedavisinde şeker düzeyi kontrolünde ana kriter olarak HbA1c değerinin kullanılmasını ve işler yolunda ise, yılda en az 2 kez kontrol edilmesini gerekli bulmaktadır. Eğer şeker kontrolü istenilen gibi değilse, HbA1c kontrol sıklığının 3 ayda bir yapılmasının uygun olacağı bildirilmektedir. Genelde HbA1c değerinin yüzde 7'nin altında tutulmasını önermektedir. Fakat tedavi kişiselleştirilebiliyorsa, şeker düşmesine yol açmadan HbA1c'nin olabildiğince normal değerlerde tutulmasını, en azından yüzde 6'nın altında tutulmasını, özellikle mikrovasküler komplikasyonların azaltılması için yararlı bulduğunu bildirmiştir. Avrupa Kardiyoloji ve Şeker Hastalığı Derneklerinin ortaklaşa yayınladıkları 2007 kılavuzunda ise şeker hastalığı tedavisinde HbA1c hedefinin yüzde 6,5'in altındaki değerler olması önerilmiştir.


Bu güne kadar, damar sertliğinin ilerlemesi ve geriletilmesi ile ilgili bir çok bilimsel araştırmada da, HbA1c'nin yüzde 5.8'in üzerindeki değerleri arttıkça, aterosklerozun ilerleme hızının ve eğiliminin arttığı ortaya konmuştur. Bunun için, hipogliseminin tehlikesinin önlenmesi ile birlikte kan şekeri kontrolünün normale en yakın şekilde yapılması son derece önemli bir konudur. Yakın bireysel hekim-hasta-klinik diyetisyen işbirliği ve gereğinde psikoterapinin de bunlara eklenmesi ile istenen sonuç rahatça sağlanabilmektedir. Bazı durumlarda tedavide giderilmesi gereken ana sorun, sadece hastaların değil, hasta ailelerinin de eğitilmesidir. Kalp hastalığı veya çoklu ilaç kullanımını gerektiren hipertansiyonu olanlarda, tedavinin daha üst düzeylerde ele alınması gerekebilir. 2008 yılında sonuçları açıklanan JUPITER adlı büyük bir araştırmanın sonuçları ve 2009 yılında yayınlanan Amerikan (ADA-ACCF) kılavuzu, kolesterol tedavisinin en az HbA1c hedefi kadar önemli olduğunu, belki de daha ön planda ele alınması gerektiğini vurgulamaktadırlar. HbA1c değeri yüzde 6.5 altında iken LDL kolesterolün 70mg/dL'nin altında tutulmasının kalp hastalıklarından korunmada yeterli olabileceği, koroner kalp hastalığı olanlarda ise LDL düzeyi düşük bile olsa statin grubu bir ilacın başlanmasının yararlı olabileceği bildirilmektedir.

Şeker hastalığı olanlarda kalp hastalığı geliştiğinde kan şekerinin uygun şekilde kontrolünün sağlanması için, kalpteki sıkıntının giderilmesi çok önemlidir. Bir şeker hastasının durup dururken kan şekeri kontrolünün bozulması kalp veya başka bir organında önemli bir sorunun olabileceğini gösterir. Bu hastaların kalp yönünden karşılaşacağı en önemli tehlike, bilinçsizce doktorlardan habersiz olarak, hastaların kendi kendilerine ilaçlarının dozlarını arttırmalarıdır. İlaç dozunun bilinçsizce arttırılmasına bağlı olarak, hem tedavide gecikme, hem de şeker düşmesine bağlı tansiyon krizleri, felçler, aritmiler ve bazen kalp krizi ve ölümler gibi tehlikeler oluşabilir. Bu nedenle kan şekeri kontrolü nedensiz olarak bozulanların derhal doktorları ile görüşmeleri gerekir. En azından mikrobik bir hastalık yok ise, olayın altında daha ciddi bir sorunun, örneğin, dolaşım sistemi veya kalbe ait bir nedenin olup olmadığına bakılması gerekir. Bu nedenin bulunarak iyileştirilmesi, kan şekerinin düzelmesini ve hastalanmış organdan kaynaklanan tehlikenin ortadan kaldırılabilmesini sağlar.

Şeker hastalarının eğitim ve gelir düzeyleri düştükçe tedavide başarı şansı azalmakta ve hipoglisemi tehlikesi artmaktadır. Bu nedenle, genelde, HbA1c'nin yüzde 7'nin altında tutulması daha makul bir hedefi olarak kabul edilebilmektedir.